Bir Vali Gitti, Bir Şehir Yetim Kaldı; Bingöl'den Ahmet Hamdi Usta’ya duygusal veda
"Bingöl’ün Kalbinde Bir İz Bırakan Vali: Ahmet Hamdi Usta"

Bazı vedalar vardır; kelimeler yetmez, cümleler eksik kalır.
Bazı gidişler vardır; bir şehir konuşmaz, sadece susar… ve gözleriyle ağlar.
Bingöl, Ahmet Hamdi Usta’yı uğurlarken işte tam olarak bunu yaşadı. Sustukça ağırlaştı, sustukça gözyaşına boğuldu.

Bu bir tayin değil, bir şehrin yüreğinden kopan vedaydı
O, Bingöl’e bir görev yazısıyla gelmedi. Bir evlat gibi geldi bu şehre. Bir abi gibi yürüdü sokaklarında. Bir baba gibi kolladı insanını. Makamın ağırlığını omuzlarında taşımadı; sorumluluğunu yüreğine aldı. Yüksek sesli şovlardan bilinçli olarak uzak durdu. Alkış beklemedi, manşet kovalamadı, fotoğraf peşinde koşmadı. İşi konuştu. Vicdanı konuştu. Sahada bıraktığı ayak izleri konuştu.
Valilik binasının merdivenleri onun için bir sınır değildi. O merdivenleri inip köy yoluna çıktı. Çamurun içinden geçti. Kışın ayazını yüzünde hissetti. Yazın tozunu omzunda taşıdı. Bir okul bahçesinde çocukların sesini dinledi. Bir hastane koridorunda sabahın ilk ışığını bekledi. Bir tarlanın kenarında çiftçinin derdini not almadan, ezberledi. Çünkü o, dinlemeyi bilen bir yöneticiydi. Dert dinlemeyi gönülden seven bir gönül adamıydı.

Bir kravatla kurulan kardeşlik, bir şehidin hatırasına edilen yemin
Şehitlere verdiği değerin en sessiz ama en ağır anlatımı belki de o gündü. Bir evde, bir şehidin hatırası önünde, gösterişsiz bir anın içinde… Ahmet Hamdi Usta, şehit Ömer Çintay’ın ailesini ziyaret ettiğinde, kelimeler yine geri çekildi. Geriye sadece insanlık kaldı. Şehidin annesi Fakida teyzenin duasında, babası Ramazan amcanın titreyen sesinde, evin içinde asılı duran o tarifsiz hüzünde… Ve sonra Cuma. Şehidin kardeşi. Usta, boynundaki kravatı çıkardı. Bir makam simgesini değil, kalbinin bir parçasını uzattı. “Biz artık abi kardeşiz” derken, o kravat bir kumaş olmaktan çıktı; bir emanet, bir söz, bir yemin oldu. Devletin soğuk yüzü değil, şefkatli eli dokundu o an. “Şehidimizin ailesi bize emanettir” cümlesi bir basın açıklaması gibi durmadı; gözyaşıyla mühürlenmiş bir vicdan borcuna dönüştü. O kravat, bir şehidin hatırasına saygıydı. Bir kardeşliğin ilanıydı. Ve Bingöl, o gün bir kez daha gördü ki bazı yöneticiler şehitlere çelenk bırakır, bazıları ise kalbini bırakır.

“Valilik makamı milletin makamıdır.”
Bu söz onun için süslü bir cümle değil, hayatına kazınmış bir yemindi.
Korumalarını azalttı. Çünkü Bingöl halkına güveniyordu. Arasına set çekmedi, mesafe koymadı. Valilikle halk arasına yıllar boyunca örülmüş bütün duvarları, bütün tabuları bir bir yıktı. Kapıları çoğalttı, yolları kısalttı, ulaşmayı kolaylaştırdı. Yunus Emre’nin yüzyılları aşan çağrısını hayatının merkezine aldı:
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım.”
Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözünü bir pankart gibi taşımadı; bir yaşam biçimi haline getirdi:
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
…ve bu sözler kağıtta kalmasın diye gece gündüz çalıştı.
Bir bakmışsın sahada…
Ama ne kamera telaşı var ne şov arayışı.
Sessizce, gösterişsizce.
Bir köy evinin alçak tavanı altında, yer sofrasında otururken görürsün onu. Fotoğraf çektirmeden, alkış beklemeden. Çorbanın buharı yükselirken gözleriyle dinler insanları. O sofrada devlet vardır ama kibir yoktur. Makam yoktur, mesafe yoktur. Sadece insan vardır.
Bir bakmışsın çiftçinin sürdüğü tarlada… Toprağın kokusu üzerine sinmiştir. Çiftçi derdini anlatırken saate bakmaz. O an ne protokol vardır ne acele. O tarlada söylenen her söz, onun için kalın bir rapordan daha kıymetlidir.
Bir bakmışsın, bir elin parmaklarını geçmeyen öğrencisi olan bir köy okulunda… Sınıfın sobası, duvardaki harita, çocukların utangaç bakışları. Öğretmeni dinler, öğrenciyi dinler. O küçücük okulda koca bir geleceği görür. Bir çocuğun gözündeki ışık, onun için en büyük yatırımdır.
Bir bakmışsın sanayi yatırımları için masada. Bir bakmışsın turizmle ilgili görüşmelerde. Bir bakmışsın tarih ve kültür konuşulurken, Bingöl’ün yarınları planlanırken.
Her başlıkta aynı ciddiyet, aynı samimiyet. Çünkü mesele sadece yatırım değildir, mesele memleketin onurudur.
Bir bakmışsın il müdürleriyle toplantıda, “Bu şehrin refahı için daha ne yapabiliriz?” diye sorarken. Emir vermeden, bağırmadan, kırmadan herkesi aynı masada, aynı vicdanda buluştururken. Bir bakmışsın Ankara’da, üst düzey görüşmelerde ama aklı orada değildir. Aklı Bingöl’dedir…

“Bu şehre daha ne kazandırabilirim?” diye düşünen bir yürekle çabalar. Görev yaptığı yeri bir makam değil, bir ev gibi görür. Yorulur ama şikayet etmez. Koşar ama görünmek istemez.
Vali Bey Ahmet Hamdi Usta’nın Yaygınçayır İlkokulu’nda Şeyma öğretmeni ve Bingöl’ün Çalıkuşu’nu, o tertemiz dört yürekli çocuğu çat kapı ziyaret ettiği anları sosyal medyasından paylaştığında o paylaşımının altına düşen satırlar, aslında Bingöl’ün onun ardından neden gözyaşı döktüğünün en sahici belgesi oldu. Sosyal medyada yazılanlar birer yorum değil, yürekten kopan vedalardı. “İyi insan iyidir, iyilikte iyidir” diye başlayan dualar, “Bir ben mi ağladım?” diyen cümlelere karıştı. Kimisi İzmir’den selam gönderdi, kimisi Yalova’ya gidişine sevinirken Bingöl’ün kaybına yandı. “Bir şehir sizi seviyor, bu çok kıymetli” diyenler oldu; “Devletin şefkatli yüzünü bize gösterdiniz” diye yazanlar oldu. Çocuklara kitap göndermek isteyenler, öğretmenin ve öğrencilerin bu sıcaklığı asla unutmayacağını söyleyenler, “Kalbimiz oldunuz” diye veda edenler oldu. Ortak bir duygu vardı hepsinde: Minnet, hüzün ve vefa. O paylaşımların satır aralarında ne siyasi bir dil vardı ne zoraki bir övgü. Sadece samimiyet vardı. Bir valinin ardında bıraktığı en büyük mirasın asfalt, bina ya da makam değil; insanların kalbinde açtığı yer olduğunu gösteren yüzlerce küçük cümle vardı. Ve Bingöl, o yorumlarda bir kez daha söyledi: “Biz seni unutmayacağız.”
İşte Ahmet Hamdi Usta böyle bir validir.
Görünmeden çalışan, konuşmadan iz bırakan.
İzi asfalt kadar somut, dua kadar derindir.
…ve sonra… gidiş vakti geldi.

Giderken bir makam boşaldı, bir şehir yetim kaldı
Haber yayıldı. Bir şehir, kalbinden vurulmuş gibi oldu.
Kahvelerde konuşmalar yarım kaldı. Köy meydanlarında cümleler boğazda düğümlendi. “Keşke biraz daha kalsaydı.” sözü, bir temenniden çok bir iç çekişe dönüştü. Gözyaşları aktı. O gözyaşları, bir makam değişiminin değil; kurulan bir gönül bağının koptuğunun sessiz tanığıydı.
Daha ilk valilik kariyerinde gösterilen bu inanılmaz performans, raporlara değil kalplere yazıldı. Bingöl tarihine rakamlarla değil, hatıralarla geçti. Giderken bile ders verdi. Makamların geçici olduğunu, insanlığın kalıcı olduğunu hatırlattı.
Ve şimdi düşünün…Böyle bir insan gittiğinde, bir şehir nasıl ağlamasın?
Bu yüzden Bingöl ağladı.
Çünkü giden bir vali değildi.
Bir evlat gitti.
Bir abi gitti.
Bir baba gitti.
Ve bazı insanlar vardır…
Giderken bile bir şehri yetim bırakır.
